|
Deyimler Sözlüğü (19)
Deyimler Sözlüğü (19. Sayfa)
-
ateş gibi
:
-
1) çok sıcak; 2) zeki, çalışkan ve becerikli; 3) kıpkırmızı
-
ateş gibi kesilmek
:
-
beklenmedik bir olay karşısında öfke sonucu kanı beynine sıçramak ...
-
ateş gibi yanmak
:
-
ateşi yükselmek:
-
ateş kesilmek
:
-
1) çok kızgın davranışlarda bulunmak, ateş püskürmek; 2) sonradan ...
-
ateş kesmek
:
-
ateşli silahlarla yapılan atışa son vermek.
-
ateş püskürmek
:
-
çok öfkeli olmak:
-
ateş saçmak
:
-
çok kızmak, çok öfkelenmek.
-
ateş vermek
:
-
tutuşturmak.
-
ateş yağdırmak
:
-
1) ateşli silahlarla aralıksız mermi atmak; 2) (Mecaz) çevresinde ...
-
ateşe tutmak
:
-
1) az ısıtmak; 2) üzerine ateşli silahla mermi atmak
-
ateşe vermek
:
-
1) ateş içine sokmak: 2) bir yeri kasten yakmak, kundak sokmak; 3 ...
-
ateşe vurmak
:
-
bir yemeği pişmek üzere ocağa koymak:
-
ateşe vursa duman vermez
:
-
pek cimri olanlar için söylenen bir söz.
-
ateşi başına vurmak
:
-
çok öfkelenmek, sinirlenmek, coşmak.
-
ateşi çıkmak (yükselmek)
:
-
hasta vücut ısısı olağandan çok artmak.
-
ateşi düşmek
:
-
hastanın ateşi geçmek veya azalmak.
-
ateşi uyandırmak
:
-
sönmek üzere olan ateşi canlandırmak.
-
ateşini almak
:
-
1) yüksek vücut ısısını düşürmek: 2) derece ile ateşi ölçmek; 3) ...
-
ateşle oynamak
:
-
pek tehlikeli bir işle uğraşmak.
-
ateşler içinde yanmak
:
-
1) hasta çok ateşli bir durumda olmak; 2) (Mecaz) bir şeye fazlas ...
-
atı alan Üsküdar'ı geçti
:
-
fırsatın kaçırılıp artık yapılacak bir şeyin kalmadığını anlatan ...
-
atılı bulunmak
:
-
ertelenmiş olmak.
-
atını sağlam kazığa bağlamak
:
-
eşeğini sağlam kazığa bağlamak.
-
atıp (atmak) tutmak
:
-
1) bir kimse veya bir şey için kötü konuşmak: 2) abartmalı konuşm ...
-
atla arpayı dövüştürmek (dalaştırmak)
:
-
fesat karıştırmak, arabozanlık etmek.
-
atladı geçti Genç Osman!
:
-
bir işin bittiğini veya tehlikenin atlatıldığını anlatan bir söz.
-
-
atlama taşı yapmak
:
-
daha iyi bir yere geçmek için bir durumu veya bir kimseyi araç ol ...
-
atma Recep, din kardeşiyiz
:
-
(Argo) 'söylediklerin hep yalan, abartma ancak biz bunun farkında ...
-
atsan atılmaz, satsan satılmaz
:
-
işe yaramadığı veya sıkıntı verdiği hâlde vazgeçilemeyen şeyler v ...
-
attan inip eşeğe binmek
:
-
bulunduğu önemli görevden daha aşağı bir göreve alınmak.
-
avaz avaz bağırmak
:
-
var gücüyle bağırmak:
-
avazı çıktığı kadar
:
-
çok yüksek sesle:
-
avucu (avuçları) kaşınmak
:
-
avucundaki kaşıntıyı bir yerden para geleceğine yormak.
-
avucunu yalamak
:
-
(Alay) umduğunu ele geçirememek:
-
avucunun içi gibi bilmek
:
-
bir yeri, bir şeyi çok iyi ve ayrıntılı olarak bilmek:
-
avucunun içine almak
:
-
bir kimseyi baskı ve etkisi altına almak.
-
avuç (avucunu) açmak
:
-
1) dilenmek, para istemek: 2) yardım istemek
-
avuç içi kadar
:
-
pek küçük, dar (yer).
-
avukat tutmak
:
-
adli işlemleri gereğince yerine getirmek için bir avukata vekâlet ...
-
avurdu avurduna geçmek
:
-
çok zayıflamak.
-
avurt satmak (avurt zavurt etmek)
:
-
1) beceremeyeceği şeyleri becerebilecekmiş gibi konuşmak; 2) kork ...
-
avurtları çökmek (birbirine geçmek)
:
-
çok zayıfladığı yüzünden belli olmak:
-
ay gibi
:
-
ay parçası.
-
ay harmanlanmak
:
-
ayın çevresinde ayla oluşmak.
-
ayağa fırlamak
:
-
hızla ayağa kalkmak:
-
ayağa kaldırmak
:
-
telaş ve heyecana düşürmek.
-
ayağa kalkmak
:
-
1) ayakları üzerinde durmak, dikilmek: 2) hasta iyi olmak, iyileş ...
-
ayağı (ayakları) dolaşmak
:
-
yürürken telaştan ayakları birbirine takılmak.
-
ayağı (ayakları) suya ermek
:
-
bir gerçeği anlayarak aklı başına gelmek.
-
ayağı almak
:
-
(Halk Dili) halay oyunlarında ayağı tempoya uydurmak.
-
ayağı düze basmak
:
-
güçlükleri yenerek ilerisinden korkmayacak bir duruma girmek.
-
-
ayağı gitmemek
:
-
1) gitmek istememek; 2) oynarken çalınan oyun havasının ritmine u ...
-
ayağı ile gelmek
:
-
1) kendi isteğiyle gelmek; 2) emek çekilmeden elde edilmek
-
ayağı yerden kesilmek
:
-
1) ayağı yere değmez olmak; 2) bir taşıta binip yaya yürümekten k ...
-
ayağına (ayaklarına) kapanmak
:
-
1) alçalırcasına yalvarmak: 2) bağışlanmak için yalvarmak
-
ayağına bağ olmak
:
-
birinin bulunduğu yerden ayrılmasına veya yaptığı işi sürdürmesin ...
-
ayağına bağ vurmak
:
-
önüne bir engel çıkarmak.
-
ayağına çağırmak
:
-
yanına gelmesini istemek.
-
ayağına çelme takmak
:
-
1) biri yürürken ayakları arasına ayak uzatıp düşürmek; 2) (Mecaz ...
-
ayağına dolanmak (dolaşmak)
:
-
1) başkasına yapmayı tasarladığı kötülük kendi başına gelmek; 2) ...
-
ayağına düşmek
:
-
çok yalvarmak:
-
ayağına geçirmek
:
-
bir şeyi aceleyle giymek.
-
ayağına gelmek
:
-
1) alçak gönüllülük göstererek birinin yanına gelmek; 2) emek çek ...
-
ayağına getirmek
:
-
sıra, saygı gözetmeksizin birinin yanına gelmesini sağlamak.
-
ayağına ip takmak
:
-
bir kimseyi çekiştirmek:
-
ayağına kira istemek
:
-
gelmeye nazlanmak, üşenmek.
-
ayağına sağlık
:
-
gelmen çok memnun etti' anlamında kullanılan bir söz.
-
ayağına sıcak su mu, soğuk su mu dökelim?
:
-
seyrek gelen bir konuğa yarı sitem, yarı sevinçle söylenen söz.
-
ayağına sıkmak
:
-
ayağına ateş ederek tehdit amacıyla gözdağı vermek.
-
ayağına üşenmemek
:
-
hamarat olmak, ayak işlerini bıkmadan, yorulmadan yapmak.
-
ayağını (ayaklarını) öpeyim
:
-
(Halk Dili) 'yalvarırım' anlamında kullanılan bir söz.
-
ayağını (ayaklarını) sürümek
:
-
1) verilen bir işi ağırdan almak; 2) bir yerden uzaklaşmak üzere ...
-
ayağını alamamak
:
-
1) ağrı veya uyuşma dolayısıyla ayağını oynatamamak; 2) alışılan ...
-
ayağını bağlamak
:
-
engel olmak.
-
ayağını denk almak
:
-
1) başkalarının kendisine yapma ihtimali bulunan kötülüklere karş ...
-
ayağını denk basmak
:
-
dikkatli ve uyanık davranmak.
-
-
ayağını giymek
:
-
ayakkabısını giymek.
-
ayağını kaydırmak
:
-
bir yolunu bulup birini işinden veya görevinden uzaklaştırmak:
-
ayağını tek almak
:
-
bir işte iyi düşünüp dikkatli davranmak.
-
ayağının (ayaklarının) altını öpeyim
:
-
yalvarırım' anlamında kullanılan bir söz:
-
ayağının altına karpuz kabuğu koymak
:
-
bir yolunu bulup bir kimseyi düzenle işinden uzaklaştırmak.
-
ayağının bağını çözmek
:
-
1) karısını boşamak; 2) sıkıntılı bir durumdan kurtulmak
-
ayağının pabucunu başına giymek
:
-
1) dengi olmayan bir kimseyle evlenmek; 2) değersiz bir kimseyi ü ...
-
ayağının tozu ile
:
-
yoldan gelir gelmez, henüz dinlenmeden:
-
ayağının tozunu silmeden
:
-
ayağının tozu ile.
-
ayak açmak (vermek)
:
-
âşıklar arasındaki tartışmalarda veya sıralı söyleyişlerde söze b ...
-
ayak almak
:
-
(Müzik) ayak, çalınan çalgıya uymak.
-
ayak atmak
:
-
1) girmek: 2) ilk kez gitmek
-
ayak bağı olmak
:
-
bir yere gidilmesine veya bir işin yapılmasına engel olmak:
-
ayak basmak
:
-
1) bir yere varmak, ulaşmak: 2) girmek, gelmek, uğramak
-
ayak basmamak
:
-
bir yere hiç uğramamak:
-
ayak çekmek
:
-
kandırmaya çalışmak, avutmak.
-
ayak diremek
:
-
bir düşünceyi, bir davranışı sonuna kadar sürdürmek, kendi tutumu ...
-
ayak oyununa gelmek
:
-
kandırılmak.
-
ayak sürümek
:
-
1) verilen bir işi ağırdan almak; 2) gönderilen yere isteği ile g ...
-
ayak tutmak
:
-
(Halk Dili) mâni yarışmalarında karşısındakine uyması gereken uya ...
-
ayak uydurmak
:
-
1) yürüyüşte adım atışını başkalarınınkine uydurmak; 2) ayak açma ...
-
ayak üstünde olmak
:
-
1) dinç olmak, canlı olmak: 2) iş görür durumda olmak
-
ayak vermek
:
-
âşık atışmalarında dinleyicilerden biri uyak belirtmek.
-
ayak yapmak
:
-
birini aldatmak, kandırmak için dalavere çevirmek.
Deyimler Sözlüğü İçerisinde Arama
|